Tuesday, July 22, 2014

Halidiyye

Bu yüce yolun bağlılarını bu yolda yürümeleri yol almaları için aşağıda yazılacak temel esasları kabul etmeleri ve bunlara kesinlikle uymaları gerekmektedir. Bir Halidi mürşidinden ders alan herkesin bu esaslara harfiyen uymadıkça bu tarikattan ve mürşidinden istifade etmesi kesinlikle mümkün değildir. Burada kastedilen istifade seyri sülûk (Allah yolunda yolculuk) manasınadır. Yoksa bu yolun mürşitlerini ve mensuplarını sevme ve onlara saygı duymanın her insana sağlayacağı bir istifade vardır ki,  kastımız tabi ki bu değil. Mevlana Halidi Bağdadi, Nakşibendi Tarikatı’nın Halidi Kolu halifelerinden, vekillerinden ve müritlerinden uymasını istediği ve bunlara uymayan bizden değildir dediği Halidiliğin esasını teşkil eden kurallar.                                                            

1.Şeriatsız tarikat olmaz

2.Şeriata ve sünnete uymayan hiç bir işimiz fiilimiz ve amelimiz yoktur olamaz. Bir halife veya mürit kendisi şeriata ve sünnete uymadığı halde Nakşi olduğunu ve bizim yolumuzda olduğunu söylüyorsa ve siz de onlara inanıyorsanız Allah onları ve sizi ıslah etsin. Zira siz de onlar da ancak sapıklardansınız

3.Gıybetle zinanın farkı yoktur. Hatta gıybet edenin işi daha zordur. Çünkü zina eden her halükarda işlediğinin günah olduğunu bilir ve tövbe eder. Halbuki gıybet eden çoğunlukla günah işlediğinin farkında değildir. Bunun için tövbe de etmez

4.Şeriatın helal kıldığını al ve onu hayır yolunda harca

5.Mümin kardeşin ihtiyaçlıyken sen gereksiz harcama yapma

6.Hiç kimseyi hakir görme. Nefsinin başkasından üstün olduğunu düşünme ve nefsine iyi bir işi olmadığını telkin et

7.Şeytanın akıllarıyla oynadığı kimseler gibi Allah’ın fazlına güvenip ibadetlerini terk etme

8.Zikri kalbiyle ibadetlere devam et

9.Hüküm sahibi hiç bir emirin işine girme

10.Abdestsiz gezme, yeme, içme, uyuma

11.Sünnetleri terk etme. Ruhsatları gücün nispetinde terk et

12.Namazlarını kazaya bırakma. Kazaya kalanı da hemen kıl

13.Başındaki görevlilere karşı çıkma. Onlarda şeriata ve tarikata muhalif bir hal görürsen görev yeri dışında yalnızken onu uyar yine aynı haller devam ederse mürşidine bildir.

14.Şeriata ve sünnete uygun olmayan sohbet etme, edene de yakın durma

15.Mürşidine olan bağlılığını göstermenin en güzel yolu emrini tutmaktır

16.Sevdiğinin emrini erteleyen onu sevmiş değildir

17.Şeyhinin münkiriyle görüşme. Ona dil uzatana gücün neye yetiyorsa onunla karşı dur. Onu inkar edene selam bile verme

18.Tekkene mal en bedenen hizmeti ihmal etme, bir şartla ailenin nafakasını keserek yaptığının sana bir faydası olmaz

19.Helal kazan, israf etmeden ye iç

20.Hatimesini dersini virtlerini ve nafile namazlarını 15 gün özürsüz terk eden müritlikten çıkmıştır geri dönmesi için durumu mürşidine bildirerek kabul ederse dersini tazelemelidir

21.Zina günahı müridin ihracına sebep olur. Tövbesi şeriatta kabul edilir ancak tarikatta şartlara bakılır; ya kabul edilir ya da edilmez. Kabul edilse de seyri sülük yeniden başlar. Bu hal müridin bütün amelinin silinmesine sebep olur Allah korusun

22.Siyasetle uğraşan mürit olabilir. Tek şartla; bu kimliği ile tekkelere giremez ve ne sebeple olursa olsun tekkelerimizde siyaset yapamaz

23. İnsanların veya emirlerin rızasını kazanmak için tarikatımızda değişiklik yapmaya kalkışanın bizim tarikatımızla bağı kesilmiştir

24.Tarikatı kendi siyasi, ticari emellerine alet eden kişi bu tarikatın büyüklerine savaş açmış gibidir

25.Tarikata yeni giren kişinin ilk yapacağı iş bütün ibadetlerini eksiksiz yapabilecek kadar Kuran, fıkıh ve ilmihal bilgisini öğrenmektir

26.Cuma günleri, cuma namazına kadar gideceği yere varamama ihtimali olan, yolculuklara çıkmasın. Cuma namazına boy abdestli olarak gitmeye gayret edin

27.Teveccühe boy abdestli ve hiçbir yiyecek yemeden gelin. Ağzınızı ve dişlerinizi yıkayın ve temiz giysiler giyin

28.Kadın ihvanlarla münasebetlerinizde hiçbir ayrıcalık tanınmamıştır. Şeriat ölçüleri aynen geçerlidir

29.Kadın ihvanlarla, erkek ihvanlar bir arada hatme okuyamazlar. Aynı hatimeye ayrı bölümlerde katılsalar da kadınlar okuyamaz, yalnız dinleyebilirler

30.Kadından, halife, vekil olamaz. Ancak mecburiyet halinde tarife verebilirler

31.Erkek müritler kendi mahremi olan hanımlara ders tarif edebilir

32.Tarikata bir bidat sokanın günahı, on kişiyi katleden bir katilin günahından daha büyüktür

33.Açık zikir bu yolun yolcularına kesinlikle yasaklanmıştır

34.Sesli cezbeyi kınamayın. Ancak çok itibar da etmeyin

35.Şeriat ve sünnetlere uymayan kişilerde meydana gelen cezbe, keşif ve keramete itibar etmeyiniz

36.Keramet haktır. Ancak velayetin şartı değildir

37.Peygamberler mucizelerini göstermekle veliler ise kerametlerini saklamakla mükelleftirler

38. Boy abesti alınıp tövbe namazı kılınmadıkça tarikata girilmiş sayılmaz

39.Geceyi üçe bölüp; ilk kısmını sohbetle, ikinci kısmını uyuyarak, üçüncü kısmını ibadetle geçirin

40.Rabıtasız hiçbir iş yapmayınız

41.Evvabin ve Teheccüt namazları sizin için farz namazlar gibidir. Camilere ve cemaate devam ediniz

42.Camilere ve cemaate devam ediniz

43.İhvan kardeşinin ayıbını yüzüne vurma.

44.Hatanı ihvandan gizle, mürşidinden gizleme.

45.Rüya ile amel bizim tarikatımızda yoktur. Rüyada işaret olduğunu düşünüyorsanız rüyanızı mürşidinize anlatın

46.Sohbet bizim tarikatımızın en önemli unsurlarından birisidir. Sohbetsiz mürşit olmaz. Sohbetsiz mürit zor yetişir.

47.Sabah namazından sonra dersinizi yapın. En efdal saat budur.

48.Salat-ü selamları ihmal

49.Kalbe doğan şey şeriata uygun değilse itibar etme

50.Sana muhabbet ve istikamet kazandıran sohbete devam et

51.Mürşidinin sohbetinin olmadığı yere itibar etme.

52.Sabah namazından sonra, güneşin doğup bir saate yakın bir zaman geçinceye kadar ki olan süreyi telkin olunan zikirle ihya et.

53.İkindi ve akşam arasını muhafaza et.


Mevlana Halidi Bağdadi Hazretleri’nin İstanbul’a gönderdiği halifelere verdiği talimatları,  kendilerine yazılı olarak verilmiş ayrıca onlardan bu talimatlara kesinlikle uyacaklarına dair yazılı ve mühürlü evrak almıştır.

1.İstanbul’da irşada gidecek halifeler, devlet ricali, vezir ve hakimlerin yanına gidip gelmeyecek, onlarla oturup kalkmayacak, ülfet ve ünsiyet etmeyecektir.

2.Kendi adına veya tekke ve zaviye adına devlet adamlarından maaş, aylık veya bağış talep etmeyecek. Bu gibi şeylerden uzak duracak. Beytü’l malâel uzatmayacak. Allah’ın fazlına ve keremine güvenecek.

3.Hanımı üzerine başka hanımla evlenmeyecek. Evlense dahi İstanbul hanımıyla evlenmeyecek. Zira bu tür evlilikle zevk-ü sefaya dalacağından irşat işinde ihmal gösterir.

4.Mürit olsun, ziyaretçi olsun kimsenin halkla ilgili işlerine karışmayacak, aralarına girmeyecek. Bazı şeyhlik iddiasında olanlar gibi kendinetövbe ve inabe parası adıyla hiçbir bağış almayacak.

5.Kadınların tekkesine gelip gitmelerine müsaade etmeyecek. Genç ve İslam’ın emir ve yasaklarına gerektiği gibi riayet etmeyen kadınlar için daha fazla dikkat edecek. Bunlar tarikat için gelseler dahi yine dikkatli davranacak. Çünkü şeriatın adabına riâyet ve tarikatı aliyenin şartlarına yapışmak, şeytanın hile ve tuzaklarına düşmemek için şarttır.

6.İstanbul’da görev yapmayı kabul eden halife, ufak meselelerde dahi kendisiyle irtibatını kesmeyecek, ihtiyatı terk etmeyecek ve ferdi davranışlarda kaçınacak

7.Dünya işlerinde kanaatle iktifa edip, devlet büyüklerinin gösterişli hayatına benzer yaşamaktan kaçınacak ve Resulullah Efendimizin (s.a.v) “Yaşayabileceğin kadar dünyan için, içerisinde kalacağın kadar ahretin için çalış. Muhtaç olduğun kadar Allah için, ateşin yakıcılığına dayanma gücün kadar da cehennem için çalış.” emri nebevisini hatırından uzak tutmayacaktır.


Ayrıca Mevlana Halidi Bağdadi’nin tarikatta olmazsa olmazları dediği; rabıta, sohbet, zikir üçlemesi ve bir müritte kesinlikle olması gereken muhabbet, edep, ihlas ve teslimiyet konularına da teker teker değinmekte fayda var.

Rabıta: (Birleşme, bağlanma manasına gelen bu kelime, tarikatta müridin mürşidine bağlanması ve onun devamlı kendisiyle birlikte olduğunu düşünmesi.)

Nakşibendilerde “rabıta-i nakşı hayali” ve “rabıta-i nakşı cemali” olarak adlandırılan iki şekil rabıta vardır. Rabıta-i nakşı hayali; müridin, hayalinde devamlı mürşidiyle olması… Burada suretin tam resmedilmesi şart değildir. Hayal etmek yeterlidir ve birçok şekilde yapılabilir. Yürürken mürşidinin önünde yürüdüğünü, yemek yerken mürşidiyle aynı sofrada yemek yediğini, yatarken başını mürşidinin ayaklarına koyduğunu, namaz kılarken mürşidinin arkasında olduğunu ve ona uyduğunu düşünmek gibi bunu her konuda yapabilmek mümkündür. Bunun dışında müridin öldüğünü düşünmesi ve mürşidinin onu yıkayıp kefenlediğini, sonra mezara indirdiğini ve mezarda sorgu meleklerinin kendisine sordukları soruların mürşidi tarafından cevaplandırıldığını düşünmek de birçok Nakşi mürşidi tarafından tavsiye edilen bir rabıta şeklidir.

Rabıtayı Nakşı Cemali; mürşidin suretinin öncelikle olmak üzere bütün sülyetinin resmedilmesidir. Ve birincisine göre çok daha zor olan bir rabıta şeklidir. Mürit mürşidinin cemalini gözlerinin önüne getirerek iki kaşının arasına bakacak, oradan çıkan nurun kendisini ihata ettiğini, kendi bedeninin o nurun içinde kaybolduğunu, sadece mürşidinin cemalinin var olduğunu düşünecek ve o halin hakikati kendisinde tecelli edene kadar bu rabıta üzerinde çalışacak. Bu rabıta zikir esnasında da yapılıp zikirle birleştirilebilirse daha fazla fayda sağlanacağı kesindir. Bu rabıtanın birçok şekli vardır. Fenai fir şeyh makamına yaklaştıkça mürit mürşidini bir elbise gibi üzerine giyer ve kendi vücudunu yok eder. Artık mürşidinden başka bir varlık göremez, her tarafta mürşidinin cemalini görmeye başlar. Rabıtası bu hale gelen mürit kısa zamanda mürşidinde fani olur. İradesinden kurtulur ve mürşidinin iradesi onun iradesi olur...

Rabıta konusu daha ileride Halidi halifelerinin sohbetlerinde tekrarlanacaktır ve bu konuda daha fazla bilgi verilecektir. Onun için bu kadarla yetiniyoruz.

Rabıta konusu zahir alimlerden bir kısmının tarikata getirdiği tenkitlerin başında yer alan bir konudur. Bu asırlardır böyle süre gelmiştir. Biz bu konuda sadece şunu söyleyeceğiz: Rabıtaya karşı çıkanlar şayet rabıta olmasaydı karşı çıkacak başka bir konu bulurlardı. Çünkü tarikat konusu genele şamil bir konu değildir. Ondan ancak Allah’ın nasiplenmesini istedikleri belli bir kesim nasiplenecektir.

Biz İmamı Rabbani ve Mevlana Halidi Bağdadi gibi yaşadığı devrin en büyük mücedditlerinin kabullendikleri bir hususta, hiç tereddüt etmedik etmeyeceğiz. Ayrıca rabıta yapmayan birisinin rabıtayı anlayabileceği konusunda da ciddi tereddütlerimiz vardır.

Sohbet:Hazreti Resulullah’ın, birgece yatağından alınarak miraca çıkarılışının sebebi sohbet, Hazreti Musa’nın Turi Sina’da rabbının karşısında durmasına sebep olan sohbet, Nakşibendilerin de olmazsa olmaz demelerine sebep olmuş. Mevlana Halidi Bağdadiye

 

“Dilsiz veli olur, ancak mürşit olmaz. Bizim tarikatımızda sohbetsiz mürşit yoktur olamaz.”

dedirtmiştir.

Mürşitle yapılan sohbetin önemi bütün Nakşibendi mürşitleri tarafından ısrarla vurgulanmıştır. Hazreti Resulullah’ın sohbetleri, onun sohbetlerini dinleyenlere sahabe denilmesine sebep olmuştur. Bu nedenlerle sohbet, rabıta ve zikirle birlikte bu tarikatın olmazsa olmazlarının en başında gelmektedir. Ve nafile ibadetlerin en öncelikli olanıdır.

İmâmı Rabbâni Hazretleri (k.s), Mektubatta bir mektubunda sohbet için şöyle bu

yuruyor: “Kardeşim Nur Muhammed, uzakta durup ayrı kalanları unuttu. 0 kadar ki; bir selam, bir kelamla dahi onları hatırlamaz oldu.

Sizin temenniniz, uzlet ve inziva idi buda size müyesser oldu. Lâkin bazı sohbet vardır ki; uzlete tercih edilir, daha faziletli olduğu bilinir. Bir ölçü olarak Veysel Karani’nin hali burada yeter ki O, uzleti tercih edip hayr’ül beşer Resulullah ile sohbet şerefine nail olamadı. Ona ve aline salat-ı ve selam… Sohbetin kemal atından kendisinde bir şey bulunamadığından tabiinden oldu .

İmamı Rabbaninin bu sözleri bu konuda yeterli olduğu gibi nakşilerin sohbetle ilgili düşüncelerinin de tam bir hülasasıdır.

Sohbetsiz irşat olamaz, nadiren olmuş olsa da bunların irşat etme gücü yok gibi bir şeydir. En doğrusunu yine de yaratan bilir vesselam…”(Mektubat 270.Mektup)


Zikir: Birçok ayet ve hadiste zikrin önemine hiçbir şekilde tereddüt edilmeyecek şekilde vurgu yapılmaktadır. Zaten tarikatın tarikat olması için zikir unsurunu muhakkak içinde bulundurması gerekmektedir. Ve bu bütün tarikatlarda böyledir. Aslında bazı tarikatlar yaptırdıkları zikrin şekliyle bir birlerine farklılık göstermektedir. Buda tarikatın cehri (açık) veya hafi (gizli) zikir şekillerinin birisini kendine zikir şekli olarak seçmesidir ki bu zikir şekillerinin ikisinin de bütün mutasavvıflar tarafından, hak olduğu ve bazı hadislerinde bu istikamette yani ikisini de teşvik ettiği konusunda zaten bir ihtilaf söz konusu değildir. Nakşibendi tarikatı hafi yani gizli zikri kendisi için seçmiştir.

Nakşibendi tarikatının, tarihi sürecinde birçok mürşit kendi müridinin kabiliyetine göre veya kendi meşrebine göre zikir şekilleri tatbik etmiştir. Ancak bu yapılan zikirlerin hepsinin gizli olması konusunda hiçbir taviz verilmemiştir.

Nakşibendi tarikatında uygulanan hafi zikrin cemaatle yapılanına hatme denir. Ve bu zikir şeklinde katılanlar yuvarlak bir halka oluşturarak toplam 14 Fatiha, 200 salavat-ı şerif, 79 Elemneşrahleke, 1001 ihlas, okurlar, başlarken de herkes kendisi için 25 istiğfar okur.

Ferdi olarak yapılan zikirde ise mürit başlarken 25 istiğfar okur. Sonra 5 veya 7 fatiha okuyarak her Fatiha’yı Hazreti Resulullah’dan başlayarak silsile büyüklerine hibe eder. Beş dakikadan az olmamak kaydı ile rabıta yapar. Sonra da asgari 5000 defa “İsmi Azam” zikrini okur.

İsmi Azam zikri, genellikle Nakşilerin başta okuttukları zikirdir. Ancak bunun önce “La İlahe İllallah” zikrini, sonra “İsmi Azam” zikrini yapıldığı veya ikisinin birlikte yaptırıldığı istisnaları vardır. Bu mürşidin meşrebi veya müridin kabiliyeti gibi hususi bir durum ihtiva eder ki bu hususta yazılabilecek fazla bir şey yoktur. Ve gizlilik esasının dışına çıkmadıkça bidat sayılabilecek bir durum yoktur.

Şimdi bu üç temel konuda da ileride Halidi halifelerinin sohbetlerinde daha geniş bilgiler bulunacaktır. Onun için biz burada bir müridin bütün hal ve hareketlerini gerçekleştirdiği bir platform olarak kabul edilen ve tarikatta  “Seyri sülük” denilen yolculuktan bahis etmek istiyoruz.


SEYRİ SÜLÛK: Allah yolunda bir mürşidin kılavuzluğunda yapılan yolculuk. Bu yolculuğa çıkmak için öncelikli şartlar vardır. Bunlar yerine getirilmeden yolculuk başlamış sayılmaz. Nakşibendi Tarikatı’nın Halidi koluna göre bu şartlar şunlardır:

1.Şeriat ve sünnete uymak konusunda en ufak bir tereddüdün dahi olmadığı hak bir tarikat.

2.Silsilesi hiç kesilmeden Hazreti Rasulullah’a uzanan bir mürşit.

3.O tarikatın ve mürşidin bütün şartlarına uyacağını kabul edip ona tam bir ihlasla teslim olan bir mürit.


Mürşidin müritte olmasını istediği olmazsa olmaz şartlar.

1.Müridin beş vakit namazını kılması.

2.Yapacağı bütün ibadetleri doğru ve eksiksiz yapabileceği kadar fıkıh ve ilmihal bilgisi

3.Haftada en az bir gün hatmeye katılması.

4.Kendine emredilen günlük dersini eksiksiz yapması.

5.Teheccüt ve Evvabin namazını bir farz namazı ciddiyetinde kılması ve farz namazlardan sonra yapılması emir edilen virdini yapması.


İşte bu şartlar tamamlanmadan seyri sülûk başlamaz. Ayrıca müridin yolculuğunun kolaylığı açısından da gerekli olan bazı özellikler vardır. Bunlarında müritte bulunması hem müridin işini kolaylaştırır hem de mürşidin. Bunları da şöyle sıralıya biliriz.

1.Muhabbet:

2.Edep:

3.İhlas:

4.Teslimiyet:


MEVLANA HALİDİ BAĞDADİ’NİN TASAVVUFİ GÖRÜŞLERİ

Tasavvufi görüşlerini Risale-i Halidiye ve Mektupları adlı eserinde belirten Halidi Bağdadi Hazretleri; tarikatı, “Kötü huy ve ahlaklardan kurtulmak ve bu kötülerin yerine iyilerini koymak. Kalbi temizleyerek, cilalayarak (bu ancak zikirle olur) sahibine, Allah’a teslim etmek” olarak açıklamış. Ve tarikatın kesinlikle şeriat temelleri üzerine kurulması ve şeriatla ilgili hiçbir şeyin değiştirilmemesi gereğine dikkat çeker. Adap ve usule dikkat edilmediği taktirde tarikata girmenin faziletli olamayacağını ve akıbetinin de hayırlı olamayacağını bildirir. Ona göre;

1.İnsanların rızası göz önüne alınarak tarikatta herhangi bir değişiklik yapılmamalıdır.

2.Tarikat, idarecilerle ünsiyet kurmak ve siyasi istismar aracı olarak kullanılmamalıdır.

3.Tarikatın ölçüleri içerisinde takvaya göre amel etmeyenler Allah’ın gazabına uğrarlar.

4.Yüksek hal sahibi olduklarını iddia eden kimselerin, bu durumları, onların tarikat esaslarına riayet etmemelerine bir gerekçe olamaz.

5.Hiç kimse, ihlas ve itikadı gerekçelerle şeriatın emirlerini ve tarikatın adap ve kurallarını terk edemez.

6.Tarikat, dinin emir ve yasaklarını azimet ölçüsünde yaşamaktan ibarettir. Ayrıca tarikat, Allah rızasını ve Peygamber Efendimiz ’in sevgi ve ahlakını kazandırır, yükselmeye vesile olur.

7.Tarikat, avam tabakasındaki Müslümanların çoğunluğunun içinde, zahirde onlar gibi giyinip, onlar gibi yemeye içmeye, fakat gönül alemi bakımından onlara hiç benzememeye ve gönülde yalnız Allah’ın olmasına, oraya başka muhalif bir şeyin girmemesine önemle dikkat eder. Kibir, gurur gibi hallere asla iltifat etmemektir tarikat! 

8.Tarikatta, şeyh, mürit ile Rabbi arasında bir vesiledir. Vesileden yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir. Mürşidi sağ olduğu müddetçe onun kontrolünden çıkmaz. Dünyasını değişmeden önce ona kimi işaret göstermişse onun emrine girip ve mürşidine gösterdiği saygının aynısını ona göstermelidir. Böyle bir işaret verilmemişse ve de kendisi de kemal derecesine henüz erişmemişse işte o zaman kendine bir mürşit arayıp bulmalıdır.

9.Şeriatın emirlerini, sünnetin gereklerini ve tarikatın esaslarını bir tarafa bırakarak kendi hal ve rüyalarını, şeriat ve sünnete uymasa dahi ön plana alarak onlarla amel eden kimseler, Allah’ın aklını aldığı nasipsiz kişilerdir. Bunlara rastlandığıaslandan kaçar gibi bunlardan kaçmalıdır.

Display # 
Hâce Abdülhâlık Gucduvâni hazretlerinin on bir düsturu 811